Blogumu taşıyorum...
Geçen sene açtığım Bir Tutam Hayat isimli blogger(blogspot) daki bloguma taşınıyorum. Bundan sonra orada yazacağım inşaallah.
Açık adresim: Kazım Kara Bekir Caddesi, 7. Sokak.... :) şaka şaka...
Hayat; hafife alsak da dert, ciddiye alsak da! Dengeyi tutturana helal olsun!
Geçen sene açtığım Bir Tutam Hayat isimli blogger(blogspot) daki bloguma taşınıyorum. Bundan sonra orada yazacağım inşaallah.
Açık adresim: Kazım Kara Bekir Caddesi, 7. Sokak.... :) şaka şaka...
Hadi gün içinde öğle, ikindi ve hatta akşam namazlarının kaçrılıdığını duymak normal oldu da yatsı namazı kaçar mı yahu!!!
Şu messenger ile yollanan virüslü linki araştıtıp bloga yazayım derken yatsıyı kaçırıyordum neredeyse! Tam sınırda kıldık, Allah kabul etsin diye dua ediyorum!
Bu arada "Allah kabul etsin inşaallah!" gibi bir cümle kurmak üzereydim ki "Bu nasıl bir cümle oldu yahu!" dedim ve cümlemi değiştirdim! Hakikaten Allah'tan bir şeyler isterken inşaallah demek biraz cümlede ve anlatılmak istenen düşüncede karmaşaya neden oluyor galiba!!!
İlk kez başıma geliyor böyle bişey. Hatta bugün 2 tane birden oldu! Birisi msnspaces kamuflajlı bir mail olarak geldi, mailde bir daha bu konuda mail almak istemiyorsam "unsubscribe" linkine tıklamam isteniyordu. -İngilizcemiz iyi durumda övünmek gibi olmasın ama ;))- Ben, hem de bir bilgisayar öğretmeni olarak hiç böyle bir linke doğrudan tıklar mıyım!!! Linkin üstüne geldiğimde durum çubuğunda yazan link adresine baktım ki spaces ile yakından uzaktan alakası yok! Öteki doğrudan messenger'da çevrimiçiyken oldu: ayşepamiroglu982681@hotmailcom diye birisi ekledi beni! "Allah Allah" dedim! Kabul ettikten sonraki konuşmalar:
*slm. adresini bir arkadaşımdan aldım. (ayşe olduğunu iddia eden)
-slm. arkadaşın kim? (ben dedim)
*bmw veriyorlar pek bilen yok kazanma olasiligi yuksek. bmwkazan.info adresine tıkla (tıklamadım tabiki)
-Sen kimsin, arkadaşının adı ne? söylemezsen 10 saniye sonra seni silerim (Sen kimsin yanlış soruydu aslında ama neyse :D )
...10 saniye sonra cevap yok!
-ciao (italyanca "çav" diye söyleniyo ya :D )
ben yine de bir 10 saniye daha bekledim. Baktım uçtu gitti, ben de hemen kişi listemden silip engelledim. Büyük bilgeye sordum -Google'a yani- bmwkazan neymiş diye... karşıma çıkan sonuçlarda linkteki siteye tıklandığında bilgisayara virüs bulaştırıldığını öğrendim. Yandaki resme de bi forumda rastladım, neredeyse aynı şeyler!!! Şurası çok hoşuma gitti: "Ama bu site sana ahiretini kazandırabilir: saidnursi.de" :D
Buradaki mail adresi standart nerdeyse! X-Yoglu123456@hotmailcom
Eğer sizlere de böyle birisi bir dosya veya link yollarsa kesinlikle kabul etmeyin. Hatta listenizdeki kişilerden bile mesajda ilk olarak link veya dosya gönderiliyorsa kabul etmeden önce"Bu nedir, ne yapacam ben bunu?" gibilerinden sorun, çünkü tanıdıklarınızın adreslerini de hack edebiliyorlar!
Vesselam...
yaklaşık 3 hafta önce ankaraya gitmiştim. 2 günlüğüne... tee vandan, ercişten... ama iki gün bana polenlerden dolayı zindana dönmüştü! kızılaydan kuğulu parka gidene kadar -tabiki otobüsle- iki gözüm de kaşınmaya, burnum çeşme gibi akmaya başlamış ve şehir içi hapşırma limitini çoktaaan aşmıştım -50 hapşırık/saat :) -
neyseki van henüz soğuk olduğundan -düne kadar- polenler pek ortalarda yoktu ve ben de rahattım. ama bugün... artık kabus başladı maalesef! sabahtan beri burnum akıyor, akması bir yana hem sızlıyor hem de kaşınıyor, gözlerim sulanarak boğaz ve kulak kaşıntısına ortak oluyor! hapşırmalar da cabası! Allahım sen bana sabır ver, isyanlardan sana sığınırım.
geçen sene ordudaki okulumda bir gün yine çok kötü olmuştum. hatta o gün öğrencilerim biraz fazlaca gürültü ve yaramazlık yapınca onlara beddua etmiştim; "gençler size beddua ediyorum, hepiniz de polen alerjisi olun, bahar nezlesi olun" diye! ee önlerinde iki gözü, bir burnu çeşme haldeki öğretmenlerinin içler acınası halini gördüklerinden "aman hocam biz ettik, sen etme!" diye yalvarmaya başladılar. yine de bedduamı geri aldım, Allah düşmanımın başına vermesin hakikaten! yine böyle bolcana hapşırdığım bir derste ben "Elhamdulillah!" dedikçe ikide bir "çok yaşayın, hayırlı yaşayın" diye dualar eden öğrencilerime "demek ki O'na (c.c.) yeterince şükredememişim ki -Allah affetsin- bolcana şükretmem için sürekli hapşırıyor ve "Elhamdulillah" diyorum, bir de ardından benim için sizlere dua ettiriyor bu vesileyle." demiştim. hepsinin de bu durumu biraz düşündüğü aşikardı.
çok illet bişey. bu yazıyı okuyan herkesten dua dileniyorum. bu bir isyan değildir diye düşünüyorum çünkü Allah (c.c.) vermek istemeseydi hiç, istemeyi verir miydi? Allah şimdiden hepinizden razı ola.
ancak şöööyle bir düşününce geçenlerde okuduğum bir söz de geldi yine aklıma; "derdimi dinledim, derdimden iğrendim. onun derdini gördüm, kendi derdime imrendim!" Allahım bu halime de binlerce şükür, çünkü bu dertten daha büyük, daha meşekkatli dertleri olanlar da var!
Karadeniz gezisine çıkmadan yazdığım son yazıda Şeyh Galib'e ait bir sözü söyleyip gitmiştim;
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin (Şeyh Gâlib) (Yani "kendine saygıyla bak, çünkü âlemin özü sensin. Sen, kâinatın göz bebeği olan insansın.")
Gazetede ve internette okuduğum haberde şöyle diyor: "Bilim adamları, bilinen maddenin dışında, uzayda bir yerde, görülebilen
galaksiler ve yıldızları meydana getiren daha fazla madde olduğuna
inanıyor, ancak yerini bilmiyorlardı. Evrenin bir yerinde sadece
görünmeyen baryonik madde, yani atomları meydana getiren nötron ve
protonlar değil, aynı zamanda büyük miktarda görülebilen "kara" madde
de bulunuyor. "
Her geçen gün yeni bilgiler öğrenen insanoğlu yüce yaratıcımız Allah'ı (c.c.) tanımada bir adım daha ilerliyor. Mikro alemden makro aleme öğrendiklerimiz arttıkça daha çok tefekkür edip daha çok şükredeceğiz. Şeyh Galib de zamanında söylemiş birçok alim gibi, Kur'an'ı ve Peygamber Efendimizi (sav) yüreğinin derinliklerinde hisseden tüm herkes gibi... İnsan hangi aleme gözatmaya kalksa öğrendikleri, öğrenemediklerinin yanında solda sıfır gibi kalmakta. İnsan henüz kendindeki sırların bile çoğunu çözememiştir, o kadar büyük bir alem aslında kendi içinde! Ancak O'nu (c.c.) tanımak ve daha iyi kulluk edebilmek için daha çok öğrenmek lazım, daha çok araştırmak lazım.
"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"
Allahım sen benim aklımı koru!
Delikanlı vurulmuştur bir Güzel'e... Güzel de sevdalıdır bir o kadar delikanlıya... Türk filmleri gerçekleri yansıtıyor aslında! Maalesef! Ya kızın ailesi "hayır" der ya da erkeğinki... Hatta bazen bu iki aile bir olur da beraber hayır derler evlatlarının mutluluklarına!
Dün iki öğretmen arkadaşla yolda karşılaştık, hal hatır sormadan sonra annelerinin hala burada olup olmadıklarını sordum. (İkisi de aynı evde kalıyorlar, birisi Eskişehirli öteki Kütahyalı. Geçen hafta annelerini Erciş'e getirmişlerdi.) Dediler "hala buradalar ama gitmek istiyorlar!" Nedenini sordum, dediler "Konuştuğumuz kızları gösterdik, tanıştırdık. Farklı şehirlerden olmalarına binaen gelin olarak istemiyorlar!" Kızlar da öğretmen öğretmen olmasına rağmen birisi Konyalı birisi de Adanalı diye aileleri kabul etmiyorlarmış. "N'olacak peki?" dedim, dediler "Muhtemelen kızlardan vazgeçeceğiz!" Dedim "Ne kadardır konuşuyorsun birader sen bu yenge adayımızla?" Cevap: 2 senedir! "Ulen..." dedim, "... sen benim kardeşim olsan seni bi güzel döverdim yahu!" Nasıl olur da iki yıl boyunca gönlünü verdiğin birini böylece bırakabilirsin!!!
Benim
başımdan da benzer bir olay geçmişti ve o da aynı gerekçeyle son
bulmuştu maalesef! Ancak sebep benim ailem değildi tabiki! Allah'a
şükür anne ve babam her konuda bana güvenirler. Galiba asıl mesele de
bu olsa gerek! Yani ebeveynlerin, eşlerini seçmeleri konusunda
çocuklarına güvenememeleri! Ya da şöyle de diyebiliriz derince: Anne ve
babanın karşı çıkmasının sebebi; çocuklarına "kendi ayakları üzerinde
durma ve kendi kararlarını verme becerilerini kazandıramamış olma"
düşüncesiyle ve güvensizliğiyle çocuklarına nazar etmeleridir! Bu
konuyla ilgili bir uzman görüşü isterseniz; Mehmet Çoşkundeniz
Anel'e ithafen yorum niteliğinde kısa bir yazı...
İslamı
iyice araştıran bir papaz, Tebbet suresi yüzünden müslüman
oluyor. Burada muhteşem bir incelik yatıyor diyor. Alimler soruyorlar: "Bizim görmediğimiz ve senin gördüğün incelik nedir?" Papaz diyor ki:
-Tebbet suresi yaşayan bir insan hakkında nazil oldu. Yani Ebu Leheb hakkında nazil oldu. Ebu Leheb bu sure indikten sonra tam 8 sene daha yaşadı. Bu sure onun ve karısının cehennemlik olduğunu bildiriyordu. Yani Ebu Leheb yalandan bile iman etse bu sure geçersiz kalacaktı. Çünkü Ebu Leheb iman etmiş olacaktı. Ama Ebu Leheb bu sure inmesine rağmen ve tam 8 sene yaşamasına rağmen inkarında direndi ve zulmüne devam etti karısıyla birlikte. incelik burada. Yani iman ederek bu sureyi geçersiz kılabilirdi. Ama Allah onun iman etmeyeceğini biliyordu. İşte bu surede muhteşem bir mucize vardır. Ben bu yüzden Müslüman oluyorum diyor.
Bismillâhir Rahmânir Rahîm
1. Kurusun Ebû Leheb’in elleri. Zaten de kurudu!
2. Ona ne malı, ne de yaptığı işler fayda verdi!
3. O, alev alev yükselen ateşe girecek,
4. 5. Eşi de boynunda bükülmüş urgan olarak, o ateşe odun taşıyacak.
Meal: Suat Yıldırım
Erzurum'da gezerken çifte minare yakınlarında bi sebilde (çeşmede) şu ayet vardı: "Dileseydik onu -suyu- tuzlu da yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?" (el Vakıa- 56/70)
Elhamdülillah! Ne büyük nimet dedim ve sonra biraz tefekkür ettim. Hakikaten bütün canlılarla beraber insan vücudu da suyla çalışan mekanizmalar, su içmeden olmuyor yani. Düşünsenize bi kere, ağustosun sıcağında susuzluktan kavruluyorsunuz ve tuzlu su içmek zorundasınız! O (c.c.) Hakim'dir abes iş yapmaz! -hakim'deki "i"nin uzatma şapkası var yazamadım buraya-
Veya vücudumuzun su yerine petrole ihtiyacı olduğunu falan düşünsenize! Bir yudum al, ölümden beter işkenceye dönsün! Veya deniz suyunun 50-60 derece olduğunu düşünsenize! O zaman eskilerde kalan bir reklam sloganı olan "Kızgın kumlardan serin sulara atlamak!" sözünü hiç söyleyemeyecektik!
Veya hiç düşündünüz mü gökyüzünün rengi kırmızı olsa, siyah olsa, kahverengi olsa!!! Ağaçların rengi yeşil değil de siyah, kahverengi, mor, kırmızı falan olsa!!! O gezdiğim Cennet parçası karadeniz gezisi gezene huzur vermek yerine bir zindana dönerdi heralde! O müthiş yeşil ve mavinin uyumu...
Allah'ım sen ne büyüksün dedim bir kez daha. Nasreddin hocanın da bi fıkrası aklıma geldi bu arada:
Nasrettin hoca bir gün köyden şehre giderken
yorulmuş tarlanın kenarındaki ceviz ağacının altında dinleneyim
demiş. Başlamış oturduğu yerden tefekküre. Düşünüyormuş yeryüzündeki o muhteşem ahengi... "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında akıl sahipleri için nice deliller vardır" Şöyle bir etrafına bakınıp ağacın altına uzanmış. Ve şöyle
düşünmüş; "Ey Allah'ım gücüne sual olmaz amma, incecik kabak sapında
kocaman kabak var, koskocaman ağaçta küçücük ceviz var, bu nasıl iş?"
deyip uykuya dalmış. Ağaçtan bir ceviz hocanın kafasına düşüvermiş. Hoca hiddetle uyanmış ve
"Ey rabbim, Senin işine karışmak benim gibi bir akılsızın ne haddine,
ya kafama ceviz yerine koca bir kabak düşseydi, nice olurdu benim
halim?"
'Sevgi dili Türkçe' 110 ülkeyi buluşturuyor
Bu yıl 110 ülkenin katılımı ile gerçekleşecek 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları için geri sayım başladı. Son hazırlıkları tamamlanan ve 22 Mayıs ile 2 Haziran tarihleri arasında yapılacak organizasyona 5 kıtadan 550 öğrenci iştirak edecek.
Türkiye başta olmak üzere dünyanın çok sayıda ülkesinde
geniş yankı uyandıran olimpiyatlarda amaç dünya çocuklarını 'sevgi dili
Türkçe'de buluşturmak. Dev projenin tertip komitesi başkanlığını Meclis Milli
Eğitim Komisyonu Başkanı ve eski Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam yürütüyor.
Yarışmalar Ankara'nın gözde tatil merkezi Kızılcahamam Asya Termal
Tesisleri'nde düzenlenecek. Katılımcı her ülkenin kendi kültürünü Türk halkına
tanıtmak için özel stantlar açacağı Kültür Şöleni ise 24-25 Mayıs tarihlerinde
Ankara Altınpark'ta gerçekleşecek. Türkçe Olimpiyatları şarkı yarışmasının
finali ise yine Ankara'da Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi'nde yapılacak.
22 Mayıs'ta Asya Termal Tesisleri'ne giriş yapacak olan
olimpiyat kafilesi, ön elemelerini burada gerçekleştirecek. Olimpiyatların
açılışı ise 24 Mayıs Cumartesi günü Altınpark'taki Kültür Şöleni'nde olacak.
Geçen sene İstanbul Feshane'de yapılan kültür şöleni 90 bin kişi tarafından
ziyaret edilmişti. Altınpark'ta yapılacak şölenin 200 bin kişi tarafından
ziyaret edilmesi bekleniyor. Türkçe Olimpiyatları ödül töreni ise 1 Haziran
2008 Pazar günü Meclis Başkanı Köksal Toptan ile Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın da katılımıyla gerçekleşecek. Saat 18.00'de başlayacak ödül töreni,
Samanyolu başta olmak üzere birçok televizyon tarafından canlı yayınlanacak.
Türkçe Olimpiyatları'nda bu sene bir ilk olarak Türkiye'nin değişik illerinde
etkinlikler düzenlenecek. Olimpiyatların folklor elemeleri Kayseri'de, şiir
yarışması finali ise Bursa'da yapılacak. Erzurum, Gaziantep, Konya ve İzmir'de
de sahne alacak yarışmacı öğrenciler, Antalya Aspendos'ta da bir program
gerçekleştirecek.
Amaç Türkçenin dünya dili olması
Olimpiyat Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, amaçlarını, "Güzel Türkçemizi dünyada hak ettiği konuma getirmek, dilimizin daha yaygın bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve Türkçeyi en iyi öğrenenleri ödüllendirmek." şeklinde özetledi. Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneği Başkanı Dr. Ali Ursavaş ise Türkçe Olimpiyatları'nın bir final niteliği taşıdığını, öğrencilerin, sınıf ve okul seçmelerinden sonra ülke seçmelerinden geçerek bu olimpiyatlara katılmaya hak kazandığını anlattı. Ursavaş, bir eğitim yılı boyunca olimpiyatlara yaklaşık 10 bin öğrencinin hazırlandığını kaydetti. Dernek başkan yardımcısı ve Türkçe Olimpiyatları Genel Sekreteri Tuncay Öztürk ise olimpiyatlara ülke katılımının bu yıl rekor bir sayıya ulaştığını ve Nobel'e aday bir organizasyon olduğunu kaydetti. 110 ülke kültürünün bir araya geleceği Kültür Şöleni'nde öğrencilerin ülkelerini Türkçe stantlar hazırlayıp tanıtacağını ifade eden Öztürk, Türkçe olimpiyatlarının kültürlerin kaynaşmasına önemli katkı sağlayacağını vurguladı.
Haberin tamamı için tıklayınız (www.zaman.com.tr)