Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Bir Tutam Hayat

Hayat; hafife alsak da dert, ciddiye alsak da! Dengeyi tutturana helal olsun!

Yazılar

Fatiha ne demek?

Kaç kişi düşünüyor bilmem, günde kırk defa okuduğumuz --yada okumamız gereken :( -- Fatiha'nın anlamını? Suat Yıldırım'ın mealinden buyrun bakalım:

Fatiha Suresi
Mekke döneminde inmiştir. Yedi âyettir. Kur'an-ı Kerim'in ilk sûresi olduğu için "başlangıç" anlamına "Fâtiha" adını almıştır. Sûrenin ayrıca, "Ümmü'l-Kitab" (Kitab'ın özü) "es-Seb'ul-Mesânî" (Tekrarlanan yedi âyet), "el-Esâs", "el-Vâfiye", "el-Kâfiye", "el-Kenz", "eş-Şifâ", "eş-Şükr" ve "es-Salât" gibi başka adları da vardır. Kuran'ın içerdiği esaslar öz olarak Fâtiha'da vardır. Zira övgü ve yüceltilmeye layık bir tek Allah'ın varlığı, onun hakimiyeti, tek mabut oluşu, kulluğun ancak ona yapılıp ondan yardım isteneceği, bu sûrede özlü bir şekilde ifade edilir. Fâtiha sûresi aynı zamanda baştan başa eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.
MEAL
1. Bismillahirrahmânirrahîm

2. 3. 4. Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur

5. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.

6. 7. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Rahman ve Rahim olmak ne demek?

bismillah BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM, sözlük manası olarak, “Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla (başlarım)” demektir. Kelime kelime gramatik tahlili ise şöyledir:

Baştaki “Be” harfi, bitiştirme içindir. Buna arap lugatında ‘İlsak’ derler. “Bismi”deki “Bâ” harfi, gizli bir [Başlıyorum] veya [Okuyorum] kelimesine bağlıdır. “Allah’tan yardım dileyerek başlıyorum veya okuyorum” yahut “Allah adına okuyorum” demektir. Hz. Ali, “Eğer yazmak isteseydim, Besmelenin “Bâ”sı hakkında deve yükü kitap yazardım” demiştir.

İSİM; bildiğimiz isimdir. Yükseklik anlamındaki “sümüvv”den gelir. İsim, arap dilinde herşeyin yükseğine, tepesine, yücesine denir. Ki sema, aynı köktendir. Birini arap dilinde öveceğiniz zaman “sümû” kelimesini kullanırsınız. “Sümû’ul Melik” denildiği zaman, ‘Haşmetmeap hazretleri ya da Kral hazretleri’ anlamına gelir. İşte isim, yüceliktir. Peki bu yücelik neredendir? diye soracak olursanız, ‘var’ olan şeyin ismi olur. ‘Varolmak’ başlı başına bir yüceliktir. Eğer ‘var’ olmuşsanız, var olma şerefine ermişseniz, siz, “Allah’ın mahlûkatı içerisinde olmakla varlık şerefini paylaşıyorsunuz” demektir. İşte bu şeref, insanın taşla, toprakla, ağaçla, yerle-gökle paylaştığı şeylerdir. ‘Var’ olanın ismi olur, yok olanın ismi olmaz. Onun için de isim sahibi olmak, şeref sahibi olmaktır. İşte bu nedenle varlığa şeref katan şey, isimden değil, aslında Allah’ın onu ‘var’ etmesindendir.

Hemen arkasından gelen ALLAH lafz-ı celâli ise, Allah’ın en büyük ismi, İsmi Azam’ıdır. Allah ismine İsmu’l Cami’ denir. Yani Allah’ın diğer tüm sıfatlarını ve isimlerini bünyesinde toplayan has isim... Bu isim türetilemez, çoğul yapılamaz, yani “Allahlar” denilemez. Çünkü Allah tektir ve bu isim de O’nun özel ismidir. Onun için Allah isminin yerine başka isimler ikame edilemez. Allah, kendi ismini öyle muazzam bir kurgudan meydana getirmiş ki, birinci harf olan elif”i çekip alalım, yine Allah’a delalet eder: Lillah (O’nun için)... İkinci harf olan “lâm”ı çekip alalım, yine Allah’a delalet eder: Leh, Lehû (O’na)... Üçüncü harf olan ikinci “lâm”ı çekip alalım, yine Allah’a delalet eder: Hû (O)... “He” harfinin mahreci, yani çıkış yeri ciğerlerdir. Bu, şu demektir: Nefes alan her varlık, bilerek veya bilmeyerek Allah’ı tesbih etmektedir. Eğer Allah’ı tesbih eden bu varlık, bu tesbihatı bilinç düzeyinde, akıl düzeyinde, tefekkür düzeyinde, duygu düzeyinde, kalb düzeyinde de yapıyorsa, işte bu tesbih o zaman “zikir” olur.

Besmelenin üçüncü kelimesi RAHMAN’dır. Rahman kelimesinin Türkçe tam karşılığı yoktur, en yakın “Bağışlayan” diye tercüme edebiliriz. Rahman kelimesi, isim olarak özel, eylem alanı ve etki olarak geneldir. Rahman, Allah’tan başkasına konulamayacak bir isimdir. Fiil olarak ise geneldir. Yani Rahman isminin kapsamına Allah’ın yarattığı her şey girer. “Bismillahirrahman” demekle, “Ey yıldızların Allah’ı, Ey cansızların Allah’ı, Ey göklerin Allah’ı, Ey sadece Müslümanların değil kafirlerin de Allah’ı” diye başlamış oluruz. Allah, tabiata, cansız varlıklara, hayvanlara, bitkilere, gökte ve yerde gördüğümüz her türlü varlığa, Rahman isminin bir tecellisi olarak muamele eder. Allah, yerleri yer olarak, gökleri gök olarak Rahman ismi dolayısıyla tutar. Allah’ın kafirlere, ateistlere kendisini inkar etme gücünü vermesi Rahman ismi dolayısıyladır. Allah'ın zalimlere, müstekbirlere, şerefsizlere, çıplaklara nimet vermesi, onları yaşatması ve koruması hep Rahman ismi dolayısıyladır. Allah’ın Rahman ismi mahlûkatın tümünü kuşatır. Çünkü isim sahibi her şeye tecelli eder. Az önce isim kelimesini açıklarken söylediklerimiz ile, Rahman ismini açıklarken söylediklerimiz arasında bir bağlantı kuracak olursak, Rahman ismi; “Allah’ın “ol” emrine ittiba ve itaat edip, var olan her varlığa bu itaatinden dolayı verdiği lütuf ve keremdir.”

RAHİM kelimesi de Türkçeye Esirgeyen, Acıyan olarak tercüme edilebilir. “Rahmeti devamlı” manasınadır. Bu isim, Allah’dan başkalarına da verilebilir, ancak fiil olarak özeldir. Bu fiilin tecellisi, yalnızca iman edenleredir. Yani Rahman ismi dolayısıyla bütün mahlûkata veren Allah, Rahîm ismi dolayısıyla da bütün mahlûkat içerisinden irade verilen insana, irade verilen insan içinden de sadece iman eden Müslümanlara ekstradan lütfedendir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Allah mü’minlere karşı çok merhametlidir” (Ahzab,43) buyurulur. İmam-ı Rabbani Hazretleri şöyle demiştir: “Dünya imtihan yeridir. Burada dost ve düşmanlar karıştırılıp, hepsine merhamet edilmiştir. Ahirette yalnız dostlara merhamet edilecektir.”

Kaynağa gider
Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Amerika'da anneler yalnız başına

 

Brooklyn'e akşam karanlığı çökerken B1 numaralı otobüs son duraktan hareket etti. Çoğu kolej öğrencisi yolcular yerlerini aldı. En son sırada üç arkadaş çantalarını yanlarına koymuş, zaman zaman şakalaşarak koyu bir sohbete girişmişlerdi.

Uzun, siyah ama uç kısımları kızıla boyanmış saçlarını arkasına atmış bir kız daha çok geçmedi, üç arkadaşın sohbetine katıldı. Kahkahalar ve konuşmalar bütün bir otobüsü sarıyordu. Kimseye aldırdıkları yoktu. Kız, öğrenciye benziyordu ancak öğrenci değildi. Biraz önce yanından ayrılan arkadaşının kolejde okuduğunu ancak kendisinin okulu bırakmak zorunda kaldığını anlattı. Erkek öğrenciler merakla sordular; "Neden?" Kızın, yüzünden hiç eksik etmediği gülümseme birden yarıda kaldı: "Evde bir yaşında bir çocuğum var." Grupta küçük bir şaşkınlık oldu. Kız kısaca hikâyesini anlattı: "Okuldayken bir erkek arkadaşım vardı. Bir bebeğimiz oldu. Okulu bırakmak zorunda kaldım. Birkaç ay önce de o bizi terk etti."

Konu bir anda ciddileşmişti. Gençler ne diyeceklerini bilemediler. Bir tanesi sordu; "Babasız nasıl büyütüyorsun?" Kızın ne cevap vereceğini beklemeden yanındaki arkadaşı atıldı: "Ne yani! Sanki senin baban var? Sen nasıl büyüdün?" Kız, sıkıntısını paylaşmak istiyordu sanki: "Hayır! Öyle demeyin! Çok zor. Ben arkadaş buldum kendime ama babanın yerini ne tutar?"

Genç kızın gözü saatine gitti; "İşte geç kaldım. Çocuğum beni arıyor ve ağlıyordur şimdi." diye mırıldandı. Gençlerden biri umutsuzca sordu; "Nasıl yaşıyorsunuz?" Kız kapıya yönelirken son sözlerini söyledi: "Annemle birlikte. Tek odalı bir apartman dairesinde kalıyoruz. Benim babam yok. Hiç görmedim yüzünü. Annemin kaderini yaşıyorum. Şimdi oğlumun da babası yok. O da benim kaderimi yaşayacak."

Kız, herkese el sallayarak arka kapıdan indi. Koşar adımlarla evinin yolunu tutarken, otobüs arkadaşları arkasından bakıyorlardı.

Yalnız annelerin sayısı artıyor

Rakamlar Amerika'da, yalnız annelerin, babasız çocukların sayısının hızla arttığını gösteriyor. Annesiz veya babasız büyüyen çocukları ise büyük tehlikeler bekliyor. Amerika'da evlenmeden çocuk sahibi olan annelerin yaklaşık yarısı, erkek arkadaşları ile yaşıyor. 2006 yılında doğan bütün bebeklerin yüzde 40 kadarı evlenmeden dünyaya getirilmiş. Bu, bütün zamanların en yüksek oranı (1980'de oran yüzde 18). Evlenmeden çocuk sahibi olan anneler arasında erkek arkadaşı ile birlikte yaşayanların oranı da (yarısı) dramatik bir şekilde artıyor.

Çocukların psikolojisi bozuluyor

İstatistikler, anne ve babasız büyüyen çocuklarla ilgili bazı tehlikelere işaret ediyor. Babasız evlerde gençlerin yüzde 63'ü intihar ediyor; yüzde 90'ı evden kaçıyor; yüzde 85'i davranış bozuklukları gösteriyor; yüzde 71'i okulu bırakıyor; yüzde 50'si ise onlu yaşlarda anne oluyor. (Kaynak; Amerika Nüfus ve İstatistik Dairesi-US Census Bureau)

 

Babalar nafaka ödememek için izini kaybettirmeye çalışıyor

ABD'de evden kaçan ve nafaka ödememek için izini kaybettiren babalara "deadbeat fathers" ya da "deadbeat dads" deniyor. Önceleri sadece argo bir deyimken sonradan resmî dile de girerek teknik bir terime dönüştü bu kelimeler. Evlerini ve çocuklu eşlerini terk eden bu babalar, çocuklarının nafakasını da ödemedikleri için bu son durum yıllarda en önemli sosyal sorunlardan biri haline geldi. Birçok eyalette bu babaları yakalayabilmek için polis teşkilatlarında özel birimler oluşturuluyor. "Nafaka kaçkını" bu babalar da başka eyaletlere kaçıp yeni yaşam kurarak yasal takipten kurtulmaya çabalıyor. Rakamlar korkunç. Ülkede 30 milyar dolara yakın ödenmemiş nafaka borcu olduğu belirtiliyor. Bütün bu maddi yük, çocuğunu yalnız başına yetiştirmek zorunda olan annelerin omuzunda. Sorunun daha önemli maliyeti ise babanın maddi manevi desteğinden yoksun yetişen milyonlarca problemli çocuk. İstatistiklere göre ülkede son 10 yılda intihar teşebbüsünde bulunan, evden kaçan, evsiz, liseyi terk eden, uyuşturucu kullanan ya da erken yaşta hamile kalan gençlerin yaklaşık üçte ikisini bu babasız çocuklar oluşturuyor.

İdris Gürsoy - Zaman
Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Bismillah her hayrın başıdır!

 bismillahBismillah neden her hayrın başıdır?Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır. Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak dinle!. Şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyâcatına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur... Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı... Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir katı-üt tarîke rast gelse, der: "Ben, filân reisin ismiyle gezerim." Şakî defolur, ilişemez. Bir çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu. İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın. Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki: Senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder. Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır. Başta demiştik: Bütün mevcûdât, lisan-ı hal ile Bismillah der. Öyle mi? Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket "etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de her şey, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç, Bismillah der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i Kudret'ten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif, âb-ı hayat gibi "bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona müsahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i sühuletle intişar etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salabet ve hararet dahi, emir tahtında hareket ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yı Mûsa (A.S.) gibi فَقُلْنَا اضْرِبْْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisâl ederek taşları şakk eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nazenin yapraklar, birer aza-yı İbrahim (A.S.) gibi ateş saçan hararete karşı يَا نَارُ كُونِى بَرْدًا وَ سَلاَمًا âyetini okuyorlar. Mâdem her şey mânen Bismillah der. Allah namına Allah'ın ni'etlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız... Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor? Elcevab: Evet o Mün'im-i Hakikî, bizden o kıymettar ni'metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç şeydir. Biri: Zikir. Biri: Şükür. Biri: Fikir'dir. Başta "Bismillah" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillah" şükürdür. Ortada, bu kıymettar hârika-i san'at olan nimetler Ehad-i Samed'in mu'cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derketmek fikirdir. Bir pâdşahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün'imleri medih ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakikî'yi unutmak; ondan bin derece daha belâhettir. Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah nâmına ver, Allah nâmına al, Allah nâmına başla, Allah nâmına işle. Vesselâm. * * *

Kaynak: RNK Sözler - Birinci Söz

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Hepimiz Allah’ın güveninin eseriyiz

 

Hadi benim de bir futbol yazım olsun diye başlıyorum bu yazıya.. Üstelik, bunu hak ettiğimi de düşünüyorum. İlk defa ön sıraya geçip, bir maçı dev ekrandan izleme fırsatı buldum.
Adını unuttuğum genç bir futbolcu, spikerin deyişine göre, ilk defa, bu önemli maçta sahaya çıkıyordu. Maç millî takımın maçı değildi ama millî maçtı. Önemli maçtı ve genç futbolcu ilk 11’deydi. Teknik direktörün en fazla 11 kişiyi koyabildiği sahaya, genç bir futbolcu 1/11’lik bir yer tutar. 11’de 1 olmak az şey değil! Hele de o büyük maçtaki 11’in 1’i olmak her yiğidin harcı değil. Futbolcu o maçta en az 1 olmak zorundadır; 0 olma hakkı yoktur. Sahada yokmuş gibi oynarsa, bir daha çıkamaz yedek kulübesinden, belki yedekler arasında da bile yeri olmaz. Teknik direktör adına oynamaktadır orada; iyi oynarsa direktöre hak verilir; kötü oynarsa direktörden hesap sorulur. Bir başkası oynayabilecekken o pozisyonda neden o oynamıştır? Daha iyi biri kenarda beklerken, neden sahada etkisiz biri kalmıştır. Bu yüzden olsa gerek, dedi ki spiker: “Hocası ona güvendi.” Ona düşen de hocasının güvenini boşa çıkarmamaktı, hocasının kendine güvendiğini bilerek oynamaktı.
Allah ismi
Ramazan’ın mübarek ikliminde görüştüğümüz muhterem Mustafa İslamoğlu’nun esmâ-i hüsnâdan Mü’min ismine getirdiği heyecan verici yorum beni bu maçta da yalnız bırakmadı. O çarpıcı yorumu duyduğum günden beri hep aklımda Mü’min ismi. Namaz için seccadeye çıktığımda aklımda. Oruç niyetiyle kalktığımda aklımda… Kur’an’ı elime aldığımda aklımda… Salavat getirirken aklımda… Sokakta yürürken aklımda… Aynada yüzüme bakarken aklımda… Evimde bir köşede otururken aklımda… Dostlar arasında sözüm dinlenirken aklımda.... Sahnede ve/ya ekranda binlerce kişiye hitap ederken aklımda… Bu satırları yazarken de aklımda… Keşke hep aklımda olsa, hiç aklımdan çıkmasa…

Mü’min ismi “güvenen” anlamına geliyor… Allah Mü’min’dir; yani “Allah güvenir”… Kime güvenir? Allah, varlığını yokluğuna tercih ettiği her şeye güvenir. Taş olarak var ettiğine “taş” olmanın icabı sert ve katı olma konusunda güvenir. Taş olmayı onun cismine emanet eder. Hayvan olarak var ettiğinin de, hayvanlık neyi gerektiriyorsa onu yapacağı konusunda emindir. Hayvan olmayı da onun omuzlarına yükler? Peki ya “insan” olarak var ettiğine nasıl güvenir?

Aynada yüzüme bakınca anlıyorum ki, Allah bana güveniyor. Beni bu yüzle yarattığına göre, benim insanlık takımında yer almamı istemiş. Varlığın ileri ucunda görev vermiş bana. Var edip de taş bırakabilirdi beni; taş yapmamış. Hayat verip de salkım söğüt eyleyebilirdi. Ağaç yapmamış beni. Demek ki, ağaçtan fazlasını bekliyor benden. Hayvan olarak da yerimi alabilirdim yeryüzünde. İnsanım ve bir insan yüzü taşıyorum. Demek ki, taştan da, ağaçtan da, hayvandan da fazlasını bekliyor benden. Bu bedenin içinde ben “ben” olarak var olduğuma göre, Yaradanım beni yedek kulübesinde bırakmamış, insan eylemiş. Bu bedenin içinde ben değil de bir başkasının ruhu olabilirdi. Bu yüzün gerisinde benim değil de bir başkasının bakışı saklanıyor olabilirdi. Eğer öyle olsaydı, yani varlık sahasında, benim bedenimin içinde “ben” yerine, yine kendine “ben” diyen bir başkası var olsaydı, hiç itirazım olabilir miydi? Yedek kulübesinde bekletilen futbolcunun hiç olmazsa, sahaya çıkma umudu vardır. Sahayı görür, oynamak için can atar. Ama “yokluk” kulübesinde bırakılmış olsaydım, varlık sahasını hiç göremeyecek, göremediğim gibi görülmeye değer bir varlık sahasından haberdar olmayacak, kulübede bekletilişimi de hiç sorun etmemiş olacaktım. “Yok” iken, “yok kalabilecek” iken, “var” olmamın tercih edilmesi, hele de bu varlığın kalıbı içinde sunulması, kendi hesaplarımda hiç yokken, kendim hiç ummuyorken, varlık sahasına sürülmüş olmam sıradan bir şey midir?

Demek ki Rabbim bana güvenmiş, insan kadrosunda yer almak üzere beni seçmiş; bir başkasını değil. Benim bedenimin malzemesinden başka varlıklar yaratabilecekken (ki içinde yürüdüğüm 90 kiloluk et kemikten ne güzel güller, ne tatlı patatesler, domatesler vs. yaratılabilirdi!) beni yaratmayı tercih etmiş… Benim yerime başkalarını var edebilecekken, beni başkalarına tercih etmiş, beni “insan” olarak var etmeyi dilemiş…

Varlık sahasında bir “insan” olarak var olma görevini ben üstlenmişim. Benim bedenim üzerinde bir “insan” binası yükseltilmiş. Benim kapladığım hacimde bir “insan”ın konuşması, yürümesi, durması, bakması, susması takdir edilmiş. Yani, en az “bir” insan olmalıyım bu âlemde. Daha azına razı olma hakkım yok. İnsan olarak sıfırlayamam kendimi. Sahadan insan olarak silersem kendimi, bana yapılan yatırıma yazık etmiş olurum. Varlık sahasındaki insan varlığımı azaltırsam, bozarsam, yıkarsam, bana duyulan güveni boşa çıkarmış olurum.

Evet, evet; ben, biz, hepimiz, Allah’ın güveninin eserleriyiz. Ve hiç de az değiliz. Ve hiç de kendimizi azımsama hakkına sahip değiliz. Sahadayız. Ve maç bütün hızıyla devam ediyor. Gözler üzerimizde.



SENAİ DEMİRCİ

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Aşk Tesadüfleri Sever

Murathan Mungan'ın şiirini Müslüm Gürses de yorumlamış.aşk

 

Aşk Tesadüfleri Sever

Aşk tesadüfleri sever
Kader ayrılıkları
Yıllar geçmeyi sever
İnsan aramayı
Güller açmayı sever
Zaman soldurmayı
Eller birleşmeyi sever
Yollar ayrılmayı
Herkes geçmişi öder bir yol ayrımında
Başlamak istersen yeni bir hayata
Gölgeni yedek bırak ardında
Hayat tekrarları sever
Yeniden başlamayı
Kuşlar dalları sever
Kanatlarsa uçmayı

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

YouTube yerine video.google

video.google

Daha önce hiç video izlemek için google'ı kullanmamıştım. u.exe veya vtunnel ve türevi siteleri kullanarak yine de youtube diyordum nedense! Artık "gerenk yokh!" dedim youtube'a ve video.google'a geçtim.
Yoksa siz hala kapanıp-açıla-kapanıp-açıla yalama olan youtube'de ısrar edenlerden misiniz? 
Gerçi ikisinin de sahibi aynı ama neyse... 
TIKLAYIN.

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Amvo.exe virüsünü temizlemek

amvo.pn Format attıktan sonra bile aktif olabilen bu illet virüsten nasıl kurtulacağınızı açıklıyoruz. Evimdeki 3 bilgisayardan 2 sine bulaşmış olan bu virüsün belirgin özelliklerinden biri Klasör seçeneklerinden “gizli dosyaları göster” dediğimizde dosyaları göstermemesi ve eski haline dönmesi. Format attıktan sonra bilgisayarınızı 2.açışınızda tekrar aktif olan bu virüs Kaspersky ve benzeri antivirüs programları tarafından yakalanamıyor..

ComboFix (XP, Vista) Özel Temizleme Aracını masaüstünüze buradan indiriniz.

Temizleme aşamaları :

1) Bilgisayarınız normal kipte açıkken güvenlik yazılımlarınızı geçici olarak devre dışı bırakın.

2) Combofix.exe yi masaüstünüze indirin ve oradan çalıştırın..Vista kullanıyorsanız yazılım üzerinde sağ tıklayarak “Yönetici Olarak Çalıştır”a basarak çalıştırın.

3) Karşınıza bir uyarı penceresi gelecek. Çıkan tüm uyarılara “Evet” veya “Yes” deyin. İşlemin bitmesini bekleyin.

4) Bu aşamada klavye veya mouse’a dokunmayanız. Tarama işlemi tamamlandıktan sonra karşınıza bir metin penceresi gelecek.

Son olarak işlem bittiğinde bir rapor penceresi gözükecek.. Ondan sonra işlem tamamlanmıştır.

Bu yazı şuradan alıntıdır.

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Belçika - Anvers'te cemaatsiz kiliseler camiye dönüştürülecek

kilise Belçika'nın ikinci büyük kenti Anvers'te cemaati azaldığı için bakım onarım harcamalarını karşılayamayan kiliselerin camiye dönüştürülmesi ya da başka amaçlar için kullanılması planlanıyor.

Anvers'in kültür, turizm ve dini anıtlardan sorumlu Hıristiyan Demokrat Belediye Başkan Yardımcısı Philip Heylen, De Morgen gazetesine yaptığı açıklamada, kentteki 80 kilisenin önemli bir bölümünün cemaat sıkıntısı çektiğini ve bazılarının haftada sadece 20 kişiyi ağırladığını bildirdi.

''Kiliselerin bazılarını neden Müslümanların kullanımına sunmayalım'' diye soran Heylen, Anvars'te sayısı hızla artan Müslümanların ihtiyacını karşılayacak büyük camilerin bulunmadığına dikkati çekti.

Bu yıl içinde kentteki bütün kiliseleri ziyaret ederek papazlarıyla görüşeceğini anlatan Heylen, kiliselerin envanterini çıkarmaya yönelik bu çalışmanın tamamlanmasıyla masraflarını karşılayamayan kiliselerin cami ya da başka amaçlarla kullanılması konusunda somut önerileri sunacağını belirtti.

Kaynak : www.zaman.com.tr 

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın

Bir Doğum Günü Hikayesi

fırın

Fırına geldiğimde, ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan
fırıncı:
- Biraz bekleyeceksin hocam, dedi. İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum.
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, iç eriye yaşlıca bir adamın
girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya
parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selâm verdikten sonra:
- Ekmeklerimi alayım, dedi. Benim ikizler acıkmıştır.
Fırıncı, adamın kendisine uzattığı torbayı alarak tezgâhın altına eğildi ve
bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört beş tane
koydu. Ekmeklerden bazılarının altı yanmış, bazıları da her nedense seklini
kaybetmişti. Fırıncıya doğru sokularak:
- Neden taze ekmek vermiyorsun? dedim. Biraz sonra çıkacak ya!
Fırıncı:
- Bozuk ekmekleri kendisi istiyor, dedi. Çok fakir olduğundan, ona yarı
fiyatına veriyorum.
— Kim bu adam? diye sordum.
— Kore gazilerinden, dedi. Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat
edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok
az bir maaşla.
Fırıncının anlattıkları karsısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da
olsa bir şeyler yapmak istiyordum.
— Aradaki farkı ben vereyim, dedim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.
Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra çıkan sıcak ekmekleri büyük
bir umursamazlıkla adamın torbasına doldururken:
- Çok şanslısın hacı amca, dedi. Çocuklar için bugün sana pasta gibi ekmek
vereceğim.
Yaşlı adam, bir evlât sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken:
- Allah senden razı olsun evlâdım, dedi. Bugün onların doğum günleri olduğunu nereden anladın?

(bilgisayarbilisim.net sitesinde okumuştum)

 

Bu hikayeyi okuduktan sonra naçizane duygularımı bir dörtlükle ifade etmeye çalıştım...

Hepimizin kalbi fırıncınınki gibi taştan,
Nasıl lezzet alırız yediğimiz aştan?
Mürekkep yapıp gözden akan yaştan,
Hadi yazalım insanlığı yeni baştan! *** 8 mayıs 2008 - HErgunSince1983 ***

Yeni Adresime Gitmek İçin Tıklayın